15 Ekim 2008 Çarşamba

8 Eylül 2008 Pazartesi

şiirler






***ŞİİRLER***


BİRTANEME






Ağlarsın

Kırdığın kadehte kalan ömrümden,
Ağlarsın içtiğin yılları bilsen.
Hicranla sararıp solan ömrümden,
Ağlarsın biçtiğin dalları bilsen.

Sefiller gücünü bende sınadı,
Kimi kaçık dedi, kimi bunadı;
Berdûş eleştirdi, sarhoş kınadı,
Ağlarsın düştüğüm dilleri bilsen.

Ar ettim sakladım uğraşlarımı,
Haberdâr etmedim sırdaşlarımı.
Gizlemek isterken gözyaşlarımı,
Ağlarsın seçtiğim yolları bilsen.

Felsefe böyledir dîvânelerde,
Teselli aranır bahanelerde,
Bir kadeh mey için meyhânelerde,
Ağlarsın döktüğüm dilleri bilsen.

Ateşe su dedim göz göre göre,
Aklım zavallıydı duyguma göre,
Bahtına şükretti Mecnûn bin kere,
Ağlarsın düştüğüm çölleri bilsen.

Aklım Almıyor

Unutmak sevmekten kolay demiştin;
Olmuyor sultanım, kolay olmuyor.
Hepsi bir mevsimlik olay demiştin;
Dolmuyor sultanım, zaman dolmuyor...

Sen gittin kaderim düşman kesildi;
Alnına simsiyah mührü basıldı.
Bütün aynaların yüzü asıldı;
Gülmüyor sultanım sensiz gülmüyor...

Ben Allah'tan sonra seni överim
Seninle var oldu benim değerim.
Senden başkasını nasıl severim!
Almıyor sultanım, aklım almıyor...

Aklım Çıkıyor

İçmeden resmine bakamıyorum
Kırılırsın diye aklım çıkıyor
İçince karşına çıkamıyorum
Darılırsın diye aklım çıkıyor...

Korkarım derdimi sana dökerken
Utanır gözümden yaşlar akarken
Uzunca yazamam belki okurken
Yorulursun diye aklım çıkıyor....

Yakasız gömleği giysem eğnime
Biricik resmini koysam koynuma
Nezaman geçirsem ipi boynuma
Sarılırsın diye aklım çıkıyor.....

Her beden bir candan sorumlu sanma
Hey ! Ruhu kalbimi saran muamma...!
Benim bir kurşunluk işim var amma!
Vurulursun diye aklım çıkıyor....

Alışamadım

Sen geçtin yine ben sınıfta kaldım;
Bir türlü yanına ulşamadım.
Sevda sınavından teşekkür aldım;
İhanet dersine çalışamadım...

Gözlerim kapansa uykusuzluktan,
Korkarım hocama saygısızlıktan,
Bir örnek istedi duygusuzluktan;
Seni diyecektim konuşamadım...

Vefasız olmayı bilmedim diye,
Adını kalbimden silmedim diye,
Okuldan atıldım gülmedim diye;
Tebessüm etmeye alışamadım...

AYSEL

İklimler çileme çare bulmuyor.
Mevsimler halimi sormuyor AYSEL...
Sakiler derdime derman olmuyor.
ŞarkIlar yaramI sarmIyor AYSEL...

İlkbahar, yaz derken hazanım soldu.
Murada ermeden miyadIm doldu.
Kalb gözüm, ellere bakar kör oldu.
Senden başkasını görmüyor AYSEL...

Hasretin tüketti bütün varımı,
Seraba döndürdü hülyalarımı,
Ne kadar süslesen rüyalarımı,
Sabahlar hayıra yormuyor AYSEL...

Ağlarsan, matemin yağar geceme,
Gülersen, mehtabın doğar geceme,;
Lale devri geldi gönül bahçeme,
Senden gayri çicek girmiyor AYSEL...

Kapattın gönlümün sevinç yönünü,
Ümidim görmüyor sensiz önünü,
Takvimler bilmiyor dönüş gününü,
Saatler vuslatI vurmuyor, AYSEL...

Feleğe isyanım arttı gitgide,
Gençliğim su gibi aktı gitti de,
Ömrümü ellere sebil etti de,
Bana bir damlanı vermiyor AYSEL...

Ardından çilemem, çağlamam diye,
Yas tutup karalar bağlamam diye,
Kaç kez and içtiler ağlamam diye,
Gözlerim sözünde durmuyor AYSEL...

Ey alev yanaklım, volkan dudaklım,
Ne bir hilafım var, ne gizlim, ne de saklım,
Her şeye erdi de zavallı aklım,
Seni unutmaya ermiyor AYSEL...

DostlarIm namıma Ferhat dese de,
Ruhum aşk elinden imdat dese de,
Kör şeytan resmini yırt at dese de,
Ellerim bir türlü varmıyor AYSEL...

Baş Edemezsin

İş işten geçmeden,gel de söz dinle,
Sen benim aşkımla baş edemezsin.
Ben sarhoş gezerken senin derdinle,
Sen kendi gönlünü hoş edemezsin.

Gül sefa sürse de bülbül çilerken,
Bin pişmen olmaz mı rengi solarken,
Ben sana dört mevsim bahar dilerken,
Sen benim yazımı kış edemezsin.

Fırtına biçersin ey rüzgar eken,
Borcunu faizle öder geciken,
Sen benim gezdiğim yolları diken,
Yattığım yatağı taş edemezsin.

Gülersin aşığı yedekte sayıp,
Yetmez mi ardından verdiğin kayıp,
Kınalı kekliğim elde var deyip,
Sen beni kafeste kuş edemezsin.

Kapılma hayalin renk akışına,
Ağlarsın gerçeğin can yakışına,
Ben kurban olurken bir bakışına,
O canım gözleri yaş edemezsin.

Aklını başına topla da vazgeç,
Beni dinle de vuslata gün seç,
Sen benim elime mecbursun er geç,
Bahtımı Mecnun’a eş edemezsin.

Bilseydim

Meydan mI verirdim bu ayrılığa?
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim dünyanın böyle karanlık,
Bilseydim bu kadar dar olduğunu.

Dilimden sıçrayan bir kıvılcımın
Bilseydim bir anda kor olduğunu.
Bilseydim şu anki gönül acımın
Senin yokluğundan var oldugunu.

Boyun mu bükmezdim sitem etmene,
Bilseydim sükutun kar oldugunu.
Sebep mi olurdum dargin gitmene,
Bilseydim küsünce sır oldugunu.

Bilseydim yüzümün dört mevsimi güz,
İçimin ağlayan nar oldugunu.
Bilseydim odamın dört duvarı buz,
Sensiz yatagimin kar oldugunu.

Fırsat mı tanırdım bu dargınlığa
Bilseydim bu kadar zor olduğunu.
Bilseydim zindandan daha karanlık,
Bilseydim hücreden dar olduğunu....

Cemal Safi


ARICILAR

p>


HAYRABOLU İLÇE TARIM MÜDÜRLÜĞÜ



Email: yoldas22@hotmail.com







27 Haziran 2008 Cuma

HASIRCIARNAVUT KÖYÜNDE ŞENLİK

ŞENLİKTE ÇEKİLMİŞ OLAN RESİM VE VİDEOLARI İZLEMEK İÇİN RESMİN ÜZERİNE TIKLAYINIZ


hasırcıarnavut köy şenlik-1


http://picasaweb.google.com.tr/servethosgor/HasRcArnavutKYEnlik1


7 Haziran 2008 Cumartesi

BİRTANEME








Can Dündar'dan Evlilik Üzerine Güzel bir yazı


Evlilik, inanmadığım halde içerisinde 17 seneyi
bitirdiğim bir kurum benim için..
17 senede (abartmıyorum) 40 çift arkadaşımın son
verdiği kurum aynı zamanda da...
Evliliğimin bu kadar uzun sürmesinin gizi belki de
kuruma inanmamaktan geçiyor.
Evliliği toplumun dayattığı şekilde
yaşamamaktan...
Nedir bu dayatmalar?
Erkeğin muhakkak kadından yasça büyük olması, eğitim
seviyesinin erkeğin lehine yada en azından eşit
olması


bunların sadece ikisi...
Olmaz, yürümez diyor toplum... Erkek yaşça büyük
olmalı ki, kadına "höt" dediğinde oturmalı kadın...


Yada yumuşatıyorlar; efendim kadın erkekten önce
çöktüğü için (hani doğum felan) küçük olmalıymış
yaşı...
Eğitimde de böyle.. Kadının çok okumuşu bilmiş
olurmuş, evde kalmakmış layıkı....
Eşim benden 2 yaş büyük; ne "höt" dememe gerek kaldı
17 senede, ne de benden önce çöktü...


Yıllar içinde ben yaşlandıkça o gençleşti, "oo
Can bey kapmışınız çıtırı" esprilerine muhatap
dahi oldum.
Eşim 3 üniversite bitirdi; ben bir taneyi 9 senede
bitirdim..


Ne o bana bilmişlik tasladı, ne ben ona ezik
baktım...
Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar
farklıdır der Halil Cibran...
Bunu unutmadık biz. Ben konuşurken o dinledi,
Ben dinlerken o konuştu 17 sene.


O öfkeliyken ben, ben öfkeliyken o "haklısın
bitanem..." dedik,


Öfke bitip fırtına durulduğunda "ama bir de böyle
düşün" de dedik fikrimizi savunurken.


Farklı insanlar olarak görmedik birbirimizi,
aynı amaç için savaşan neferlerdik bu hayatta...
Asla bilmedik ne kadar para kazandığımızı, ortak
cüzdanımızdan gerektiği kadar aldık..


Ne kadar çalarsa çalsın masanın üstünde telefon,
kim bu saatte arayan karşı cins diye sorgulamadık da
ama...
Sevginin en büyük dostuydu bizim için "güven"... Ve
güvenin ardına saklanmış bir "saygı" vardı daima...
Ne kavgalar, ne badireler atlattık 17 senede...


Eee ülkeler neler gördü, biz çekirdek aile mi
sütliman yaşayacaktık...


Öyle bir girdik ki birbirimize, ben ilk kez
odamın dışında yattım bir gece, misafir odasında...
Gece yarısı kapı açıldı, eşim "ne yapıyosun burda?"
diye sordu kapının eşiğinden,
"uyuyorum" dedim buz gibi bi sesle...
Gitti, gelmesi 1 dakikasını almıştı elinde
yastıkla... "kay yana" dedi daracık yatakta.
"ne yapıyosun?" dediğimde "benim yerim senin yanın,
sen gelmezsen ben gelirim" dedi...
Anladım ki o gece, en uzun kavgamız yat saatine
kadar sürecek...
Ve bence doğrusu da bu...
Özen gösterdik o günden sonra, evin her yerinde
kavga ettik, yatak odamız hariç..


Kırsak da zaman zaman kalplerimizi, asla kin
tutmadık birbirimize...
Toplum kurallarıyla oynasaydık bu oyunu belki de 41
inci çift olacaktık o listede...


Ama oyunun kurallarını biz koyduk... Ne de olsa
bizim oyunumuzdu, oynanan...
Evlilik; hesapsız içine dalınması gereken bir oyun
bence...
Topluma kulaklarını tıkayarak hem de... Ne benim, ne
de bizim sözlerimizle...
Sadece gönlünüzden geçtiğince...
Dediği gibi Ataol Behramoğlu'nun;
"...Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var: Yaşadın
mı büyük yaşayacaksın, ırmaklara, göğe, bütün evrene
karışırcasına. Çünkü ömür dediğimiz şey, hayata
sunulmuş bir armağandır.
Ve hayat, sunulmuş bir armağandır insana..."


30 Mart 2008 Pazar

10 Mart 2008 Pazartesi

şiirler

ŞİİRLER






ŞİİR SAYFASI-1


SEÇTİKLERİM









Her uçuşta çiçeklere

“Birdir gönlüm dilim” dermiş

Her güzel şeyin kimyası

“Birlik,dirlik,ilim” dermiş


Bin tohum eker bir dağa

Yayılır ovaya, bağa

Çiçek süs olur toprağa

Mevla görsün kulum dermiş


O ne uyur nede yatar

Çok çalışır, çok iş tutar

Servetine servet katar

Yağma olsun malım dermiş


O ezel ayarlı sazdır

Türkü söylet şiir yazdır

Şafakta uçan niyazdır

Hakka çıkar yolum dermiş.


O çiçekler neşvesidir.

Öz muhabbetin sesidir.

Sütü bir aşk ülkesidir.

En basit şey balım dermiş.


Mumda yanar, balda akar

Damladan deryaya bakar

Her çiçek bir çeşit kokar

En güzeli gülüm dermiş


Arı sütü, çiçek tozu

Baldır mumun gerçek özü

Bin parçadır arı gözü

Ama birdir dilim dermiş









ANADOLU SEVGİSİ (8684 Hit)

Sen bizim dağları bilmezsin gülüm,

Hele boz dumanlar çekilsin de gör.

Her haftası bayram,her günü düğün,

Hele yaylalara çıkılsın da gör.



Bilmezsin ovalar nasıldır bizde;

Kağnılar yollarda,yoncalar dizde...

Saydıklarım damla değil denizde,

Hele bir ekinler ekilsin de gör.



Görmedin sen bizim mavi suları,

Karlar eriyince kırar yuları...

Köpük olur beyaz,sel olur sarı;

Hele taştan taşa dökülsün de gör.



Sen bizim köyleri görmedin ki hiç,

Yolları toz,çamur,evleri kerpiç.

O kirli kabukta,o en temiz iç;

Hele bir yakından bakılsın da gör.



Anlamaz,bilmezsin sen bizim halkı,

Sevgiyi bulasın,yakına gel ki...

Kalıplar gerçeği göstermez belki

Gönül perdeleri sökülsün de gör.


ABDURRAHİM KARAKOÇ








AYRILIK HAVASI



Ben nefret eyledim sizin gerçekten

Yalanı severim, yalanı gayrı

Tiksindim bülbülden, gülden çiçekten

Yılanı severim, yılanı gayrı





Yıllarca boş yere canımı sıktım

Nihayet yol buldum çığırdan çıktım

Beyden efendiden sayından bıktım

Ulanı severim ulanı gayrı





Sapıtmış bu diye beni yeriniz

Hakkımda bin türlü hüküm veriniz

Omuzumda yüktür dirileriniz

Öleni severim öleni gayrı

ABDURRAHİM KARAKOÇ






BAMBAŞKA

Doktor, benim derdim bambaşka bir dert;

Ağrıyan yerimi sorma boşuna.

Yazdığın reçete değer mi zahmet?

Kağıtla kalemi yorma boşuna.



Kerem eyle, fayda vermez yardımın;

Tıp ilminde çaresi yok derdimin;

Her tarafı gurbet olmuş yurdumun;

Düşünceme tuzak kurma boşuna.



Gönlüm yığın yığın hasret yüklüdür;

İçimde tarifsiz keder saklıdır

Sökemezsin yaralarım köklüdür;

Merhem sürüp, sargı sarma boşuna.



Dost yolları nakışlandı kanımdan;

Sevdiklerim vergi keser canımdan;

Sükuta muhtacım, ayrıl yanımdan,

İncitip günaha girme boşuna.



Aşk koymuşlar ıstırabın adını;

Alamadım yaşamanın tadını

Yapacaksan eğer bana yardımı,

Öldür kurtar, ilâç verme boşuna.








BAYRAMLAR BAYRAM OLA -1

Güneş yükselmeden kuşluk yerine

Bir adam camiden döndü evine

Oturdu sessizce yer minderine



Kızı “Bayram” dedi, yalın ayaklı

Adam “Bayram” dedi, tam ağlamaklı..



Eli öpüldükçe içi burkuldu

Konuşmak istedi, dili tutuldu

Güç belâ ağzından bir “off! ” kurtuldu



Oğlu “Bayram” dedi, sırtı yamalı

Adam “he ya” dedi, gözü kapalı..



Düşündü kış yakın, evde odun yok

Tenekede yağ yok, çuvalda un yok

Yok yoka karışmış; tuz yok, sabun yok



Avrat “Bayram” dedi, eğdi başını

Adam “evet” dedi, sıktı dişini..



Çalışsa ne iş var, ne cepte para

Dağ oldu içinde büyüyen yara

Dikti gözlerini karşı duvara



Takvim “Bayram” dedi, silindi yazı

Adam “öyle” dedi, bağrında sızı..



Döndürse yönünü herhangi dosta

Yaralı, gariban, dul, yetim, hasta

Aylar, yıllar, günler erirken yasta



Yer-gök “Bayram” dedi, ağzını açtı

Adam “Bayram” dedi, evinden kaçtı..

ABDURRAHİM KARAKOÇ






BAYRAMLAR BAYRAM OLA -2

Ana, bu bayram mı? . Aman çok ayıp

Çocukken gördüğüm bayramlar hani?

Mübarek elleri öpüp, koklayıp

Yüzüme sürdüğüm bayramlar hani?



Hani ya o özlem, hani ya o tad?

Ne dışım kaygusuz, ne içim rahat

Haftalar öncesi her gün, her saat

Babamdan sorduğum bayramlar hani?



Nur yağan geceler, gündüzler nerde?

Neşe paylaştığım öksüzler nerde?

Dost yollar, dost evler, dost yüzler nerde?

Huzura erdiğim bayramlar hani?



Kar çiçeğim solmuş kar yatağında

Can verir ırmağın dar yatağında

Arife gecesi yer yatağında

Üstüme serdiğim bayramlar hani?



Bayram demek takvimdeki yazı mı?

Bayram hasret, bayram ağrı, sızı mı?

Açıp yüreğimi, yumup gözümü

Özüne girdiğim bayramlar hani?



Bayram af günüdür, barış günüdür

Bayramlar rahmete giriş günüdür

Bayram, Hak menzile varış günüdür

Gönlümü verdiğim bayramlar hani?








BAYRAMLAR BAYRAM OLA -5

Giden Bayramlardan almadık bir tad

Gardaş bu senenin bayramı nasıl?

Şenay’larda bayram her gün, her saat

Elif’in, Döne’nin bayramı nasıl?



İçinde boğulduk derdin, acının

Uykusu bitmedi şeyhin, hacının

Üç gardaşı şehit veren bacının

Oğulsuz ananın bayramı nasıl?



Neşe topuğumda, elem boyumda

Sen çoğunu anla, ben az deyim de

Kim öldü, kim kaldı garip köyümde

Ya bizim hanenin bayramı nasıl?



Dert deşmek değildir gayem, niyetim

Düşündükçe sızlar kemiğim, etim

Gelini dul kalmış, torunu yetim

Ak saçlı ninenin bayramı nasıl?



Hangi eller sürer suçluyu suça

Güdümlü başların destesi kaça

Kimler zorlanıyor gönülsüz göçe

Boş kalan binanın bayramı nasıl?



İşkence altında ezilir canlar

Masum yiğitlerle dolu zindanlar

Ses verin mezardan ulu sultanlar

Yusuf-u Kenan’ın bayramı nasıl?



Bizden sandığımız bize yabancı

Görünen simalar göze yabancı

Kabukta bayram var, öze yabancı

Söyleyin, mânânın bayramı nasıl?



Sabahtan haber yok, ufuklar kara

Semerkant kan ağlar, yanar Buhara

Keşmir, Kâbil, Kerkük hasret bahara

Kudüs’ün, Sina’nın bayramı nasıl?



Ayşe’nin bayramı gözyaşı, firak

Sultan’ı derdiyle baş başa bırak

Sormadan geçemem, etmişim merak

Nükhet’in, Nana’nın bayramı nasıl?



Mücahit, maddeye yapar akını

Devrimci, soygundan tutar yükünü

Biz toprağa verdik Hikmet Tekin’i

Kotil’in, Zana’nın bayramı nasıl?



Doğduğundan beri çamlar deviren

Ekranda iftira, yalan savuran

Salyası, ülkeyi göle çeviren

Boynuzlu dananın bayramı nasıl?








BAYRAMLAR BAYRAM OLA -6
Âlem-i İslâm’a rahmet su gibi

Aksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.

Evleriniz cennet kokusu gibi

Koksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Zindan “medrese”dir, gam yayla size

Farkı yok bin yılın bir ayla size

Melekler yukardan gıptayla size

Baksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Uygur, Kazak, Kırgız, Azerî’nizden

Gitmesin gardaşlık nazarınızdan

Zalimler, zulmünü üzerinizden

Çeksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Süleyman esir de, Simon neden hür?

Hiç durma dünyanın yüzüne tükür..

Müslümanın sesi münafıktan gür

Çıksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Serilsin gönüller döşek misali

Patlasın sevgiler fişek misali

Hakikat, durmadan, şimşek misali

Çaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Haksızlık almasın Hak’kın yerini

Aşsın boyunuzdan aşkın derini

Kimi gözyaşını, kimi terini

Döksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Kök bir, dallar ayrı ki, İslâm bir gül

Afganistan bir gül, Türkistan bir gül

Vahdet bahçesine her insan bir gül

Diksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Mağdurlar, mazlumlar ersin felaha

Vuslata varanlar varsın bir daha

İrfan tohumunu gece, sabaha

Eksin, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Kandır zalimlerin zulüm çiçeği

Öldürür cehalet, ölüm çiçeği

Gençler yakasına ilim çiçeği

Taksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Şehide toprağın hürmet-i aşkı

Anadan fazladır şefkat-i aşkı

Rab’bim yüreklere ülfeti, aşkı

Soksun, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Hazreti Resül’ün nurlu katına

Gitmek isteyenler binsin atına

Küfrün saltanatı yerin altına

Çöksün, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.



Ne makam, ne para, ne senet, ne çek...

“Kurtuluş İslâm’da” vallahi gerçek

Bu mübarek sevda bizleri tek tek

Yaksın, BAYRAM OLSUN BAYRAMLARINIZ.








BEBEĞE ÇAĞRI

Soyguncu soysun da, vurguncu vursun

Sen ana karnında boşa durursun

Doksan günde çık gel dokuz ay dursun



Doğmaya gayret et, doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Üçkağıtçı düzen geçip gitmeden

Her ocakta üç- beş baykuş ötmeden

Çabuk ' Devlet malı deniz' bitmeden



Doğmaya gayret et, doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Makam armağandır, koltuk hediye

Muhkem ilamlar var ' rüşvet ye' diye

Ne diye beklersin söyle ne diye?



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Göz kırpınca sıfırı çok sayılar

Zirveye tırmandı topal ayılar

Yağcı yeğen arar haydut dayılar



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Artık banka soymak basit eğlence

Günde milyar hiçtir ' yurtsever genc' e(!)

Dünyaya duhül et, gel biraz önce



Doğmaya gayret et dogmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Tez çık, haram süt bul, beleş kundak bul

Yalancılık mübah, yüzsüzlük makbul

Hukuksal açıdan bir ' olanak' bul



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek



Adi ekranlarda iğrenç yüzü gör

Halkı tiksindiren bir kof dizi gör

Önce onları gör, sonra bizi gör



Doğmaya gayret et doğmaya bebek

Sonra geç kalırsın yağmaya bebek








BEBEĞE İHTAR
Geçmişte yağmanın hasat dönemi

Acele gel diye çağırdım seni

Şimdi iş değişti dur, dinle beni

Dokuz aylık yolu altmış ayda çek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Emmin, dayın annen, baban kereste

İşçi, memur, çiftçi, çoban kereste

Çarşı, pazar, yazı-yaban kereste

İnsanlar ya mertek, ya orta direk

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Doğarsan üç günlük iş bulamazsın

Acıkırsın, ekmek, aş bulamazsın

Ucuz toprak, beleş taş bulumazsın

Yaşamak rezillik, rüsvaylık demek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Arı peteğinde ağulu bal var

Kaçıp kurtulmaya ne yön, ne yol var

Sıkıver dişini, annene yalvar

Buradan rahattır orda beklemek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Kurtlar sülük oldu, sıyrıldı posttan

Kaçan kurtuluyor, ahbaptan dosttan

Değişti bahçıvan, bozuldu bostan,

Hıyarlar acıdır, karpuzlar kelek

Beş sene dolmadan doğma ha bebek.



Vaziyet bambaşka vaziyet oldu

Yaşamak işkence, eziyet oldu

Dalkavukluk üstün meziyet oldu.

Sanatkârlar sansar, dâhiler şebek

Sözümü dinlersen hiç doğma bebek.








BEBEĞE SİTEM

"Aman gelme" dedim, bak geldin işte

Dünyaya meylin var, beşer’sin bebek

Bir bilsen dünyamız neyin nesidir

Ayırır ağzını işersin bebek.



Kimisi su katar içtiğin süte

Kimisi at sokar yediğin ete

Günahtan, hileden, haramdan öte

Zulmet kuyusuna düşersin bebek.



Yukarıya gitsen'köle'sayarlar

Aşağıya insen tefe koyarlar

Her saat bir başka renge boyarlar

Baktıkça sen sana şaşarsın bebek.



Önün bal-petekli, elin mühürlü

Omuzun kötekli, dilin mühürlü

Haftan ipotekli, yılın mühürlü

Aydan, günden mahrum yaşarsın bebek.



Sevgimiz rüşvettir seversek seni

Aldatmak içindir ne versek seni

Kalleş çağımızla eversek seni

Gerdeğe girmeden boşarsın bebek.








BENİ DE ÇAĞIR

Çileyi koklayıp gül niyetine,

Zindana girersen beni de çağır.

Sabrı, kanaatı bal niyetine

Ekmeğe dürersen beni de çağır.



Bazen iki dünya sığar içime,

Bazen iki güneş doğar içime.

Bazen gam yağmuru yağar içime

Sen beni ararsan, beni de çağır.



Dostların var ise divanelerden,

Göz yaşın aktıysa minarelerden.

Binlerce senelik viranelerden

Birşeyler sorarsan, beni de çağır



Ezelin ezelden öncesi vardı,

Yine sonsuzluktur sonsuzun ardı.

Zaman yumağına bizi kim sardı?

Aklını yorarsan beni de çağır.



Dışarda göz yanar, içerde yürek,

Taahhüt ehline tahammül gerek.

Mazlum yarasına merhem diyerek

Göz yaşı sürersen beni de çağır.








BENZETTİLER

Yeni bir afyondur yenen her lokma

Biber avrupalı,tuz avrupalı.

Gülücükler sahte kirpikler takma

Dudak Avrupalı,göz Avrupalı.



Bebeklikte benliğini yitiren

Tepe tepe tepemizde oturan

Bizi çıkmazlara alıp götüren

Ayak Avrupalı,iz avrupalı.



Birisi diskoda içer kıvırır

Birisi kulüpte konken çevirir

Yapmasını bilmez ki yıkar devirir

Ana avrupalı,kız avrupalı.



Kalıba uydurdu uyduklarımız

Yazmakla bitmez ki duyduklarımız

Paris modasıdır giydiklerimiz

Astar avrupalı,yüz avrupalı



En mahrem yerlerin kalktı örtüsü

Beş santim tırnaktır ellerin süsü

Bütün bunlar medenilik ölçüsü

Cilve avrupalı naz avrupalı



İster sari deyin isterse ırsi,

Büyük revaç buldu makbulün tersi

Duyduğumuz 'okey,adiyös,mersi'

Ağız avrupalı söz avrupalı



Her gün karşımıza on zıpır çıkar

Bağırır,çağırır,devirir yıkar

Dinler kulağımız gözümüz bakar

Şarkı avrupalı,saz avrupalı.



Başımız ayıkmaz binlerce halttan

Örf,adet gemimiz delindi alttan

Analar Muğla'dan Van'dan Tokat'tan

Bebek avrupalı bez avrupalı



Sahnede ekranda hıyar dinleriz

Deliye,densize uyar dinleriz

Saçma çığlıkları duyar dinleriz

Şarkı avrupalı saz avrupalı



Herkes soyunuyor açılmıyor ki

Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki

Müslüman gavurdan seçilmiyor ki

Şekil avrupalı,poz avrupalı



Türklük bu mu desem bu diyecekler

Şampanyayı sorsam su diyecekler

Bir gün kökümüze hu diyecekler

Kabuk avrupalı,öz avrupalı.








BEŞİNCİ MEVSİM

Düştü can evime dördüncü cemre

Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.

Dörtyüz seksenbeş gün çekti bir sene

Onaltıncı aya takvimsiz girdim.



Aynalara baktım korku gösterdi

Saatler her sabah kırkı gösterdi

Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi

Hayatım boyunca hedefte durdum.



Gül sundum yediler, koklamadılar

Armağan can verdim saklamadılar

Gittim... gelir diye beklemediler

Kaybolan gölgemi yollara sordum.



Getirdim yanıma ay'ı bir karış

Ölçtüm ki dağların boyu bir karış

Şehiri bir adım, köyü bir karış

Damlada denizdir en küçük derdim.



Savurdum, eledim, seçtim zamanı

Yaprak, yaprak tel tel açtım zamanı

Haftada üç asır geçtim zamanı

Nerye gittimse zamansız vardım.



Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim

Yazık, kuklalara sığmadı sesim

Yaşadığım şimdi beşinci mevsim

Çağın çilesini sırtıma sardım








BİR GÜZEL ÜLKÜ

Yüreklerde kök bağlayıp yaşayan

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.

Ezelden ebede müjde taşıyan

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Yesi'deki kutsal aşkın mayası

Malazgirt'te Alparslan'ın rüyası

Söğütteki has kilimin boyası

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Yunuslayın 'Et-kemiğe bürünen'

Selim ruhta Yavuz serdar görünen

Şems misali cümle kirden arınan

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Bedenlerde Koç Köroğlu yüreği

Debreştikçe yakın eyler ırağı

İman kalesinin bayrak direği

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Riya duygusuyla dolup taşmamış

İlimden, irfandan uzaklaşmamış

Benlik çamuruna ayak basmamış

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Dedem Korkut töresiyle töreli

Edep, ahlâk, sevgi, saygı sıralı

Kırk yıl önce.. aklım erdi ereli

Bir güzel ülküdür günül verdiğim.



Her kapıda bir hesaba girmeyen

İnancından zerre taviz vermeyen

Dost alnına kara leke sürmeyen

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Mazlumun yoldaşı, zalimin hasmı

Kendine put yapmaz heykeli, resmi

Hak'tır, adalettir, rahmettir ismi

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Bu ülkü candadır, sokakta yatmaz

Güneştir.. bir doğdu, bir daha batmaz

Menfaat uğruna kimseyi satmaz

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Şiddeti, kavgası, kanı olmayan

İçinde öfkesi, kini olmayan

Sonsuza uzanan, sonu olmayan

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Bedir’den Bizans’a akıp gelen o

Küfür setlerini yıkıp gelen o

İlâhî kaynaktan çıkıp gelen o

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Sinan'da estetik, Itrî'de ahenk

Sebillerde hayat, kubbelerde renk

Mevlânâ'da ilim, Barbaros'ta cenk

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Nizâm-ı Âlem'dir Hak'kın sözü bu

Söylediğim cümle sözün özü bu

Tek damlada umman eyler bizi bu

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Ülkü demek makam, mevki, taç değil,

Ülkü demek totem, sembol, haç değil

Kul icadı kof ilkeler hiç değil,

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Taze filiz vermiş Edebali’yle

Çiçeklenmiş Hacı Bayram Veli’yle

Ulubatlı Hasan’daki hâliyle

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Şehitlerin kanlarıyla ıslanan

Destan olup mavera’dan seslenen

Atıf'larla Said'lerle beslenen

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Türk'e ihsan olmuş “Kavm-i Necip”lik

Boş hayâldir bu şerefe rakiplik

Hayatlar gergeftir, ameller iplik

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.



Ne yazdımsa inanç, ahlâk, örf ile

Postaladım gönül denen zarf ile

Anlatılmaz yirmi dokuz harf ile,

Bir güzel ülküdür gönül verdiğim.









BİR YERDEN HER YERE MEKTUP

Sormayınız, görmeyiniz canlarım

Hakkınızı yiyip yutan burada

Dinlisini,dinsizini dinlerim

Besmeleye yalan katan burada.



Sofralara viski havyar dizilir

Fiatınız peçeteye yazılır

Sırtınızdan günde dört post yüzülür

Sizi soyup,sizi satan burada



Simsar siyasetçi,doktor,avukat

İnsan avlıyorlar her gün her saat

Hızlı köşe dönmek en üstün sanat

Kan gölünde balık tutan burada.



Ortada kol gezerken kıtlıklar,yoklar

Burda betonlarla delinir gökler

Kontlar,şansölyeler,baronlar,dükler

Kirli yağan,eğri biten burada.



Yürekler acısı bir garip alem

Rüşvetsiz imzaya yanaşmaz kalem

Pop müzik,şampanya.marlboro,salem

Gece gündüz keyif çatan burada



Kız,kadın pazarı sokağı,yurdu

Homoseksüeller çığlaşan ordu

Ne ahlak kaygusu ne namus derdi

Hızlı doğan erken öten burada.



Yazık..siz beğenir,siz seçersiniz

En çürük köprüden siz geçersiniz

Bilirim her zaman çar naçarsınız

Kör-kütük,zil-zurna yatan burada.



Hal gidiş bu minval bu vaziyette

Sabun işkencede,su eziyette

Rağbet ne ilimde ne meziyette

Aydınlığa çamur atan burada



Doğan bebek dost yemeye zorlanır

Düşündükçe içim dışım korlanır

Evlat sahiplenir ana horlanır

Ana vatan yavru vatan burada.

ABDURRAHİM KARAKOÇ






BİRAZ DA KİTAPLAR SENİ OKUSUN

Canlı bir kitapsın, yazarı Mevla

Açık dur, kitaplar seni okusun

Yüzünde şavklansın nazarı Mevla

Eğilsin mehtaplar seni okusun



Kasırga ol, döne döne zikir et

Her nefese on bin misli şükür et

Şüphe burgacında Hakk'ı fikir et

Uyansın girdaplar seni okusun



Erisin geceler gündüze gel ki

Kalmasın tek engel bir düze gel ki

Secdede Rabbin'le yüzyüze gel ki

Minberler, mihraplar seni okusun



Ezelin, ebedin şifresi sende

Menfinin, müsbetin şifresi sende

Çözülsen de olur, çözülmesen de

Sorular, cevaplar seni okusun



Aşktan, estetikten, ahenkten yana

Şiir, resim, müzik imrensin sana

Camiler, sebiler gelsin lisana

Hayırlar, sevaplar seni okusun



Bedenin coğrafya, tarihtir dünün

Ayrı ayrı sayfa saatin, günün

Dört kapısı açık dursun gönlünün

Alimler, erbaplar seni okusun



Nefret boşta kalsın, aşk ile dol da

Işık, kılavuz ol gittiğin yolda

Kur'an'dan feyz alana bir mektup ol da

Yazdığın kitaplar seni okusun








BİRLİK (3453 Hit)

Bilmeyen öğrensin, duymayan duysun!

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.

Bölücü sapıklar aklına koysun

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Dünün insan yiyen kanlı çarkı yok!

Yüzlerde gam, gönüllerde korku yok...

Çerkezi yok, Kürdü yoktur, Türkü yok...

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Allah bir, vatan bir, bayrak bir beden

Yanlış yola sapmayalım bilmeden!

Doğu, batı diye ayırmak neden?

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Yırtılıp atılmaz tarih sepete!

Birlik oldu camide ve cephede;

Kore'de, Kıbrıs'ta, Kocatepe'de

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Nineler, dedeler, masum bebekler,

Bizlerden Huzurlu Türkiye bekler;

Tutuşsun el- ele kızlar erkekler:

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Kalacak adımız, kaldığı gibi,

Aleme velvele saldığı gibi

Tıpkı Sakarya'da olduğu gibi

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.



Ne zulmü severiz, ne kinimiz var!

Hayrı emreyleyen hak dinimiz var;

Dağlar, çağlar boyu yeminimiz var:

Kardeşiz, tek vücut, tek bir milletiz.







BİTMEZ BİR GARİP HİKAYE

Otuz yaz otuz kış aynı durakta

Bekle babam bekle can mı dayanır.

Kara yalanları beyaz kundakta

Sakla babam sakla can mı dayanır.



Her yanımız gurbet...hani ya sıla

Ömür bitmez çile ölüm fasıla

Günleri aylara ayları yıla

Ekle babam ekle can mı dayanır.



Çare say,çanak tut çağ zilletine

Sarmaz mı umutlar,sarpa çetine

Katır tırnağını gül niyetine

Kokla babam kokla can mı dayanır.



Nimetler kurnaza ülkü mazluma

Cehennem ettiler mülkü mazluma

Aldatıp her çeşit mülkü mazluma

Yükle babam yükle can mı dayanır.



Bedavacı çomak soksun davana

Arı çıksın sinek girsin kovana

Giden kussun gelen kussun divana

Pakla babam pakla can mı dayanır.







BULDUKTAN SONRA ARAMA

Omuzumda sevda yükü

Yollarda Seni aradım.

Beste beste, türkü türkü

Tellerde Seni aradım.



Girdim yeşilden sarıya

Sordum ölüye, diriye

Çiçeği verdim arıya

Ballarda Seni aradım.



Aşk yalımı girdi cana

Gönlüm döndü gülistana

Gece-gündüz yana yana

Küllerde Seni aradım.



Yorulup demedim, yeter

Hasretin gözümde tüter

Keremden, Mecnundan beter

Çöllerde Seni aradım.



Bahçem çiçek, bağım gazel

Birleşir ebedle, ezel

Ayırmadım çirkin, güzel

Kullarda Seni aradım.



Ulaşmak için rahmete

Katlandım binbir zahmete

Karışıp söze, sohbete

Dillerde Seni aradım.








DAĞLARA DENİZ EKTİM

Uykuları yatağıma bağladım

Geceleri delip çıktım dağlara

Ormanların kakülünü taradım

Bulutlardan gömlek diktim dağlara



Ağaran şafakta gördüm yarını

Tuttum nakış nakış ördüm yarını

Yağmur damlasına sardım yarını

Dalga dalga deniz ektim dağlara



Kartal kanadıyla biçtim gökleri

Duru pınarlardan içtim gökleri

Ya Allah diyerek açtım gökleri

Demet demet ışık döktüm dağlara



Hayal var ki hakikatten evladır

Çile var ki çok nimetten evladır

Sabır, şükür her ziynetten evladır

Üçüncü gözümle baktım dağlara








GENELGE

Dar zamanda düşmanların altına

At olanlar safımıza gelmesin

Garibanın, fukaranın sırtına

Bit olanlar safımıza gelmesin



Ağırlık, irilik ölçüsün bırak;

Tartıya vurulmaz beyinle, yürek.

Bu ülkede iman gerek, ruh gerek;

Et olanlar safımıza gelmesin.



Öte dursun işkembeden atanı

Lazım değil kaçan ile yatanı

Menfaate rüşvet verip vatanı

Fit olanlar safımıza gelmesin



Sapıklar her yerde atsa da çamur;

Gerçek mayasına kuvuştu hamur;

Adam istiyoruz dört başı mamur!

İt olanlar safımıza gelmesin



Gönül bahçesinde korku gezeni

Asla kabul etmez ülkü düzeni

Sevdası, sabırı, aklı, izanı

Kıt olanlar safımıza gelmesin



Biz zulüm ayında güneş çağıyız;

Hira'dan feyzalan Tanrıdağ'ıyız!

Biz meyve bahçesi, üzüm bağıyız,

Ot olanlar safımıza gelmesin



Parolamız her zamanda, her yerde;

Ölmek var da baş eğmek yok namerde

Bu imana, bu ülkeye bu derde

Yad olanlar safımıza gelmesin.








GİDE GİDE

Gösterir gün gibi, düşüncelerin,

Derinden derine âşıksın gönül.

Çıkla kadın desem yalan söylerim;

Sen başka birine âşıksın gönül.



Kırılmış telleri sevda sazının;

Eşi yok sendeki ince sızının;

Tarlada çift süren köylü kızının,

Topraklı terine âşıksın gönül.



Maraş’, Muğla’ya, Kırklareli’ne,

Yiğit Köroğlu’nun Çamlıbel’ine,

Kars’ın yaylasına, Van’ın gölüne,

Ağrı’nın karına âşıksın gönül.



Baharın bulutu, seherin yeli,

Sarı seller gibi coşturur seni.

Varsın bilmeyenler desinler “deli”

Bugünden yarına âşıksın gönül.



Yüksekten dökülen suyun sesine,

Kekik kokusuna, çam gölgesine,

Renklerden sütbeyaz, koyu yeşile,

Toprağın moruna âşıksın gönül.



Yiğitin, sözünden dönmeyenine,

Ateşin yıllarca sönmeyenine,

Silahın omuzdan inmeyenine,

Atın gök kırına âşıksın gönül.



İyinin iyisi, güzelin hası..

Susamış yolcuya su veren tası,

Edibin kalemi, ressam fırçası..

Şairin şi’rine âşıksın gönül.



Değildir bu sevgi akıl erecek

Her duyan bir başka mânâ verecek

Şaşırmış yolcuya yol gösterecek

Hakikat nuruna âşıksın gönül.








GÖLGE OYUNU...

Ben avcı olurum, o ceylan olur

Kovalar dururum kendi gölgemi.

Umut toprak olur, dert zaman olur

İp takar sürürüm kendi gölgemi.



Her kuşluk vaktine, her ikindiye

Bölerim gölgemi üçe, ikiye

Eli boş bebekler oynasın diye

Armağan veririm kendi gölgemi.



Gölgemde bir değil bin yara kanar

Gölgeme değerse gölgeler yanar

Geceleri gölgem yollarda donar

Kar gibi kürürüm kendi gölgemi.



Soyunur aynalar ışıktan, renkten

Bazen akşamüstü, bazen çok erken

Kuşlar gökten yuvasına dönerken

Güneşte görürüm kendi gölgemi.



Sevgi, dağ zirvesi; kin, dipsiz kuyu

Karıştan kısadır hayatın boyu

Kirletirse şayet toprağı, suyu

Göğsünden vururum kendi gölgemi








GÖLGE OYUNU...

Ben avcı olurum, o ceylan olur

Kovalar dururum kendi gölgemi.

Umut toprak olur, dert zaman olur

İp takar sürürüm kendi gölgemi.



Her kuşluk vaktine, her ikindiye

Bölerim gölgemi üçe, ikiye

Eli boş bebekler oynasın diye

Armağan veririm kendi gölgemi.



Gölgemde bir değil bin yara kanar

Gölgeme değerse gölgeler yanar

Geceleri gölgem yollarda donar

Kar gibi kürürüm kendi gölgemi.



Soyunur aynalar ışıktan, renkten

Bazen akşamüstü, bazen çok erken

Kuşlar gökten yuvasına dönerken

Güneşte görürüm kendi gölgemi.



Sevgi, dağ zirvesi; kin, dipsiz kuyu

Karıştan kısadır hayatın boyu

Kirletirse şayet toprağı, suyu

Göğsünden vururum kendi gölgemi







HAKİM BEĞ

Gene tehir etme üç ay öteye,

Bu dava dedemden kaldı hâkim beğ.

Otuz yıl da babam düştü ardına;

Siz sağ olun, o da öldü hâkim beğ.



Kırk yıl önce; yani babam ölünce,

Kadılıklar hâkimliğe dönünce,

Mirasçılar tarla, takım bölünce,

İrezillik beni buldu hâkim beğ.



Yaşım yetmiş iki, usandım gel-git;

Bini buldu burda yediğim zılgıt.

Eğer diyeceksen: 'bana ne, öl git!'

Oğlumun bir oğlu oldu hâkim beğ.



Sekiz evlek tarla, bir geverlik su,

Yüz yılda höküme bağlanmaz mı bu?

Kazanmasam da hu, kazansam da hu!

Canım ta burnuma geldi hâkim beğ.



Keşife-meşife, damgaya, harc'a

Kanımız kurudu harca da, harca..

Sayenizde avukatlar yıllarca,

Fakiri yoldu da yoldu hâkim beğ.



Mübaşir itekler, kâtip zavırlar;

Değişti bizde de göya devirler.

Yüz yıl önce adam yiyen gâvurlar,

Tapucuyu aya saldı hâkim beğ.



Kabahat sizde mi, kanunlarda mı?

Şaşırdım billâhi yolu yordamı..

Kızma sözlerime alam kadanı,

Sıkıntıdan içim doldu hâkim beğ.



Mülkün temeliydi adalet hani?...

Bizim hak temelde saklı mı yani?

Çıkartıp ta versen kim olur mâni?

Yoksa hırsızlar mı çaldı hâkim beğ?!



Hem davacı pişman, hem de davalı..

Bu yolda tükettik çulu, çuvalı.

Sabret makamından çalma kavalı,

Sürüler ekine daldı hâkim beğ.








HASANA MEKTUP

Çok oku, çok düşün, çok şeyler anla,

Aha bu mektubu alınca Hasan.

Manalar iplikten incedir amma,

Kelimeler biraz kalınca Hasan.



Gene ağzımızı açmıyor bıçak,

Huzur size ömür..... Dert salkım saçak.

Oyuna kalkıyor yüzlerce köçek,

Batıdan bir hava çalınca Hasan.



Kök saldı bahçede ayrık otları,

Yemler pay edildi, sattık atları.

Biz kovalım derken baştan bitleri,

Sülükler yapıştı, kulunca Hasan.



Süt dolu güğümü çalarız taşa,

Kutsal görevimiz 'Sağol çok yaşa !'

Mülkte hakikati aramak boşa,

Tüm suçlular güçlü olunca Hasan.



Derisini yüzdük demokrasinin,

İşi iştir imtiyazlı asinin.

Hakikatte vahşi, sözde 'vasinin'

Dörtnala gidilir yolunca Hasan.



Canım Hürriyeti koydunsa ara,

Ekmek yalınayak kaçtı dağlara.

Çevremize küsmüş kardeşlik var ya,

Haber ver, izini bulunca Hasan.



Soysuzlar taş atar mukaddesata

Karşı duramazsak bizdedir hata.

Tahammül teşviktir, böyle hayata,

Öl..İnsan küçülmez ölünce Hasan.







HATIRLATMA

Mektup derken şiir oldu bak gene

Darılırsan ben ölürüm, unutma...

Taze sarmaşığım, hoyrat bedene...

Sarılırsan ben ölürüm, unutma...



Bir gün güneş olur göle doğarsın

Bir gün yağmur olur yola yağarsın

Bir gün çiçeklerden koku sağarsın

Yorulursan ben ölürüm, unutma...



Kılıç ağzı yoldur, ok ucu meydan

Dikkat et; sen benim canımsın ey can! .

Koyakta kekliksin, kayada ceylan

Vurulursan ben ölürüm, unutma...



“Aşk” denince aklı bırak, deli ol! .

Işık ışık gökten inen dolu ol

Boz-bulanık akan yağmur seli ol

Durulursan ben ölürüm, unutma...



Dinlemek zor, anlamak zor yâr beni

Göreceksen dertte, gamda gör beni

Gönül toprağıma yaptım türbeni

Dirilirsen ben ölürüm, unutma..







HEPSİ BİZİM KESEMİZDEN

Müdür, bakana yağ yakar;

Tel parası kesemizden.

Teri bile şipir kokar;

Gül parası kesemizden.



Kahvaltısı kaymakla bal,

Sepet sepet muz, portakal...

Viski içer, yüzü al al;

Yal parası kesemizden.



Hanım berberde kırıtır;

Kızı terzide sırıtır;

Her gün bir makam donatır;

Çul parası kesemizden.



Fakir gelir ters ters süzer;

Torpilliye fıstık ezer;

Metresine mektup yazar,

Pul parası kesemizden.



İskoç giyer, Salem içer;

Sekreterle dalga geçer;

Sık sık yolluk alır uçar,

Yol parası kesemizden.








İKİNİN BİRİ (3371 Hit)

Can özünden besmeleyi çekende

Dil yanmazsa ben yanarım sultanım

Hak uğruna bir sefere çıkanda

Yol yanmazsa ben yanarım sultanım



Arzuhalim ulaşırsa divana

Korkarım ki taban değer tavana

Çiçeğimden zerre girse kovana

Bal yanmazsa ben yanarım sultanım



Göz utanır gönül dostu görünce

Can tutuşur candan selam gelince

Bülbül olup bir bahçeye girince

Gül yanmazsa ben yanarım sultanım



Aşıklık içimde doğduğu zaman

Taş yanar göz yaşım yağdığı zaman

Mızrabım sazıma değdiği zaman

Tel yanmazsa ben yanarım sultanım



Üzülmedim erkenine geçine

Akıl yordum herşeyine hiçine

Söküp yüreğimi atsam içine

Göl yanmazsa ben yanarım sultanım



Alev alev ruhta, canda bu ateş

Bakmakla görülmez bende bu ateş

Bırakılsa hangi günde bu ateş

Yıl yanmazsa ben yanarım sultanım



Dosta mektup yazma vakti gelirse

Yazar postalarım kısmet olursa

Mektubumun mahiyetin bilirse

Pul yanmazsa ben yanarım sultanım






İNCİTME

Gölgesinde otur amma

Yaprak senden incinmesin.

Temizlen de gir mezara

Toprak senden incinmesin.



Yollar uzun, yollar ince

Yol kısalır aşk gelince

Yat kurban ol İsmail’ce

Bıçak senden incinmesin.



Burdayım de ararlarsa

Doğru söyle sorarlarsa

Tabutuna sararlarsa

Bayrak senden incinmesin.



İl göçsün göçtüğün vakit

Yol yansın geçtiğin vakit

Suyundan içtiğin vakit

Irmak senden incinmesin.



Toz konmasın sakın sana

Hakkı geçer halkın sana

Gücenmesin yakın sana

Uzak senden incinmesin.

ABDURRAHİM KARAKOÇ






İNSANLARIN DRAMI (2559 Hit)

Hilkatten bugüne her ne çektiyse

Zekası kıtlardan çekti insanlık

Hazar zamanıysa, sefer vaktiyse

'Gel'lerden, 'git'lerden çekti insanlık



Putçular put dikip dünyalar vurdu

Tezahürat arttı, tefekkür durdu

Firavun emretti, Nemrut buyurdu

Yürüyen putlardan çekti insanlık



Küfür gemisinde hep kürek çeken

Etrafa iftira tohumu eken

Kula kulluk için yarışa ÇIKAN

Tasmalı itlerdan çekti insanlık



Aferine göbek atan, oy atan

Hatasını sevap diye dayatan

Masum gönüllere girip boy atan

Zararlı otlardan çekti insanlık



Gün geçmedi üç-beş Nemrut türedi

Kötü günler kötülere yaradı

Yitirenler yanlış yerde aradı

Hit'lerden, bitlerdan çekti insanlık








İTİRAF (11255 Hit)

Sevgiliden sevgiliye hediye,

Ayva gider, elma gider, nar gider.

Sevenin yüreği bir renkli mevsim;

Yağmur gider, rüzgar gider, kar gider.



Işıklı saçların dökmüş beline,

Bağladım gönlümü her bir teline,

Ana, bir ben değil bu aşk yoluna,

Topal gider, sağır gider, kör gider



Fakir, zengin, yiğit, akıllı, deli...

Bunların hepsi de sever güzeli,

Baba, bu çığırdan ezel ezeli,

Hasta gider, esir gider, hür gider.



Sarıldım boynuna, öptüm yüzünden;

Sevdim, ayrılamam kara gözlümden,

Ah! Gardaş neyleyim gönül izinden,

Herkes gitmiş, ben giderim, yar gider.



Karakoç'um düşmüş gönül derdine;

Can adaktır güzellerin merdine,

Hey arkadaş, bu sevdanın ardına

Şahlar bile tahtı, tacı kor gider.








KIRKINCI YIL HESABI (2650 Hit)

Uykuları harman ettim, savurdum

Bir mübarek düş aradım kırk sene.

Ne usandım, ne yoruldum, ne durdum

İçi doğru dış aradım kırk sene.



Çıktım dağ boş, indim baktım ova boş

Toprak garip, su tedirgin, hava boş

Nere gitsem dallar kırık, yuva boş

Yumurtada kuş aradım kırk sene.



Aşk yükünü indirince arkamdan

Doğmadık bebekler tuttu yakamdan

Hesap-kitap ettim kaçtım rakamdan

On yitirdim, beş aradım kırk sene.



Binalar yükselir: Gözyaşı, kin, kan...

Koymuşlar adını “uygarlık, ümran”!

Yükseklerde, midelerdir hükümran

Alçaklarda, baş aradım kırk sene.



Gönül penceremi dünyaya açtım

Baktım manzaraya, ben benden geçtim...

Ucuzdan tiksindim, kolaydan kaçtım

Belâsı çok iş aradım kırk sene...



Birbirinden çürük çıktı seneler

Öz yiğidi az doğurdu analar

Hayâl oldu gönlümdeki binalar

Temel için taş aradım kırk sene.



Adı “devrim” oldu avrat soyarak

Denge kurdu toklar açı yiyerek

Aptallara ibret olsun diyerek

Solucanda diş aradım kırk sene.








MAYA (2676 Hit)

“Sılaya dön” diye mektubun geldi;

Sılayı sılada yitirdim anam.

Biten takvimlere sattım gençliği,

Uykuyu rüyada yitirdim anam.



Özü bulmak için indim derine;

Geç değdi ellerim dost ellerine.

Salınca gönlümü mahşer yerine,

Dünyayı dünyada yitirdim anam.



Öteyi ötede, burayı burda,

Güneşin nurunu bir başka nurda,

İsa’yı çarmıhta, Musa’yı Tur’da,

Adem’i Havva’da yitirdim anam.



Kapattım kapımı “of” ile ah’a,

Açtım penceremi sonsuz sabaha..

Ağrımı, sızımı sorma bir daha,

Onları orada yitirdim anam.



Bu hiç, o herşeyden verince müjde,

Silindi hayâller kalmadı gözde.

Aşkım çiçek açtı yandığım közde,

Aklımı, sevdada yitirdim anam.



Ölçtüm ve düşündüm inceden ince;

Sıyrıldı kılıftan “son” ile “önce”

Mânâlar zihnimde şekillenince,

Ben beni aynada yitirdim anam.



Önce kökü dalda, dalı çiçekte;

Çiçeği meyvede, meyveyi renkte;

Var olan herşeyi bir çekirdekte,

Onu da MEVLÂ’da yitirdim anam.








MİHRİBAN (51757 Hit)

Sarı saçlarına deli gönlümü

Bağlamıştın,çözülmüyor mihriban

Ayrılıktan zor belleme ölümü

Görmeyince sezilmiyor mihriban



Yar,deyince kalem elden düşüyor

Gözlerim görmüyor aklım şaşıyor

Lambada titreyen alev üşüyor

Aşk kağıda yazılmıyor mihriban



Önce naz sonra söz ve sonra hile

Sevilen seveni düşürür dile

Seneler asırlar değişse bile

Eski töre bozulmuyor mihriban



Tabiplerde ilaç yoktur yarama

Aşk değince ötesini arama

Her nesnenin bir bitimi var ama

Aşka hudut cizilmiyor mihriban



Boşa bağlanmış bülbül gülüne

Kar koysan köz olur aşkın külüne

Şaştım karabahtım tahammülüne

Taşa çalsam ezilmiyor mihriban



Tarife sığmıyor aşkın anlamı

Ancak çeken bilir bu derdi gamı

Bir kördüğüm baştan sona tamamı

Çözemedim çözülmüyor mihriban








MİHRİBAN ( UNUTURSUN) (15854 Hit)

“Unutmak kolay mı? ” deme,

Unutursun Mihriban’ım.

Oğlun, kızın olsun hele

Unutursun Mihriban’ım.



Zaman erir kelep kelep..

Meyve dalında kalmaz hep.

Unutturur birçok sebep,

Unutursun Mihriban’ım.



Yıllar sinene yaslanır;

Hâtıraların paslanır.

Bu deli gönlün uslanır...

Unutursun Mihriban’ım.



Süt emerdin gündüz-gece

Unuttun ya, büyüyünce...

Ha işte tıpkı öylece

Unutursun Mihriban’ım.



Gün geçer, azalır sevgi;

Değişir herşeyin rengi

Bugün değil, yarın belki

Unutursun Mihriban’ım.



Düzen böyle bu gemide;

Eskiler yiter yenide.

Beni değil, sen seni de

Unutursun Mihriban’ım.








NÖBETÇİNİN VUKUATI (2419 Hit)

Yüzbaşım, garajda nöbet tutarken

Hatırıma sıla düştü bu gece

Güngören'in horozları öterken

Gönül kalktı yola düştü bu gece



İçinde dışında yoktur yalanı

Anlatayım dur başıma geleni

Bir yar için düşüncemin olanı

Sapanca'da göle düştü bu gece



Bozhöyük'e vardım Güllü kadına

Fal açtırdım Ülker'imin adına

Gelin olmuş bak şu işin tadına

Bizim kısmet ele düştü bu gece



Kırk yıl geçse unutamam bu günü

Olmuş bitmiş sevdiğimin düğünü

Hep çözülmüş sırrımızın düğümü

Maceramız dile düştü bu gece



Kalbime ateşten vurdular yama

Perişan bir halde döndüm kıtama

Karakoç bildiğin KARAKOÇ ama,

Bilmediğin hale düştü bu gece

ABDURRAHİM KARAKOÇ












BU VATAN KİMİN (16459 Hit)

Bu vatan toprağın kara bağrında
Sıradağlar gibi duranlarındır,
Bir tarih boyunca onun uğrunda
Kendini tarihe verenlerindir.

Tutuşup kül olan ocaklarından,
Şahlanıp köpüren ırmaklarından,
Hudutta gaza bayraklarından
Alnına ışıklar vuranlarındır.

Ardına bakmadan yollara düşen,
Şimşek gibi çakan, sel gibi coşan,
Huduttan hududa yol bulup koşan,
Cepheden cepheyi soranlarındır.

İleri atılıp sellercesine
Göğsünden vurulup tam ercesine,
Bir gül bahçesine girercesine
Şu kara toprağa girenlerindir.

Tarihin dilinden düşmez bu destan,
Nehirler gazidir, dağlar kahraman,
Her taşı yakut olan bu vatan
Can verme sırrına erenlerindir.

Gökyay'ım ne yazsan ziyade değil,
Bu sevgi bir kuru ifade değil,
Sencileyin hasmı rüyada değil,
Topun namlusundan görenlerindir.

Orhan Şaik Gökyay
















































p>



Abdurrahim Karakoç


Email: yoldas22@hotmail.com